Bulunan Haber Sayısı: 8.335
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Yürek yakan madenci şarkıları


Soma faciasının acısı henüz tazeyken bir acı haber de Karaman`dan geldi. Tarihimizde yaşanmış birçok maden faciası var, bir de o olayları anlatan şarkılar ve türküler. Bazılarını hatırlatmak istedik.301 madencinin şehit olduğu Soma faciasının üzerinden henüz birkaç ay geçmişken, acı bir haber geldi Karaman`dan. 18 maden işçisi su baskını sonucu madende mahsur kaldı. Bu satırlar kaleme alındığı saatlerde bütün ülke madenden gelecek sevinçli bir haber bekliyor. Her geçen saat ümitler biraz azalsa da umarım bu yazı okunurken sağ salim madenden çıkarlar. Onlarla ilgili haberleri izlerken aklıma “Umutsuz bir sonbahar günüydü/Çocukları uyurken çıktılar/Ereğli sokaklarına/Üzülmez`e gidiyorlardı” sözleriyle başlayan, Selda Bağcan`ın seslendirdiği `Maden İşçileri` şarkısı geldi. Soma faciasının ardından dinlediğim bu şarkıyı bir kez daha açıp dinledim. Öfke dolu bir sesle hüzünlü hikâyeyi anlatıyor bize. `Unutmayalım ve bir daha bu acıları yaşamayalım` edasıyla marş gibi seslendiriyor. Diverekli kazmacı Ali Çakır, Çaycumalı Ali Uslu ve diğerlerinin acı dolu hikâyesini… Ebedi istirahatgâhlarına gidişlerini, “Verdiler el ele, gönüller gönüle” sözüyle özetliyor.Sadece Selda Bağcan mı? Ölen madenciler için söylenmiş o kadar çok şarkı var ki arşivlerde. Çünkü bu acı maalesef ilk kez yaşanmıyor ve geçmişte de acılar şiirlere, şarkılara döküldü. Madenciler için yazılmış her biri birer ağıt olan onlarca şarkı var. Onlardan aklımıza ilk gelenlerden biri de rahmetli Cem Karaca`nın `Yoksulluk Kader Olamaz` adlı albümünde seslendirdiği `Maden Ocağının Dibinde` adlı şarkı. “Maden ocağının dibinde/Hava yok, ışık yok/Maden ocağının dibinde/Besin yok, karın yok/Maden ocağının dibinde/Oğlun bile yok/Bir sen varsın direnen! Ayırdılar seni dünyadan…” Cem Karaca, bu şarkıyı hem kızgın hem de acıtan bir sesle söylüyor. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıllarda Hayko Cepkin ve Kurtalan Ekspres, bu şarkıyı yeniden yorumlamıştı.Kara kuyular derindirÂşık Mahzuni Şerif`in Madenciler ya da Kara Kuyular Derindir isimli türküsü de böylesine hüzünlü bir eser. Mahzuni Şerif türküde; “Kara kuyular derindir/Burda kalır madenciler/Ücreti bir aferindir/Zehir solur madenciler. Bir de kara yüzleri var/Yaşamdan hayli uzak/Kömür gibi kadere bak/Bilmem n`olur madenciler…” bu sözlerden sonra sözünü şöyle bitiriyor: “Der Mahzuni kuyu dardır/Bize kolay ona zordur/Bir onurlu teri vardır/Bunu bilir madenciler…”Grup Yorum`un “İndim maden ocağına kara elmas diyarına/Yeryüzü sıcak olsun diye dost diye” başlayan ve içinde Kemal Özer`in şiirinin yer aldığı Madenci`den isimli şarkı da unutulmaz madenci şarkılarından. Esin Afşar`ın seslendirdiği Aysun Timurcan şarkısı `Madenci` de yine bu acıyı anlatıyor. Gülbahar`ın şarkısı `Madencinin Karısı`nı da unutmamak gerek. Osman Sökmen`in Maden Ocağı, bugün de canımızı yakan derdin yalın bir ifadesi.Yurtdışında da madenciler için yazılmış ve neredeyse tüm dünyada bilinen şarkılar var. Kendisi de bir madenci kızı ve madenci eşi olan Florence Reese tarafından kaleme alınan ve bugüne kadar yer yer sözleri değiştirilip farklı hak mücadelelerine uyarlanan, Billy Bragg, Natalie Merchant, Pete Seeger, Ani Difranco gibi isimler tarafından da seslendirilen `Which Side Are You on` ilk akla gelenlerden. Merle Travis`in Sixteen Tons isimli şarkısı da madencileri anlatır. Folk müzisyeni Woody Guthrie, madenciler ve işçiler üstüne en çok şarkı yazmış isimlerden biri. 1913 Massacre şarkısı da grevdeki madenciler ve ailelerinin başına gelen büyük bir faciayı anlatır.Umarız bir daha madenci şarkısı yazdıracak olaylar yaşanmaz ve acılar şarkılarda kalır.


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

Zaman

Gündem - Hâkim haber verme hakkını engelleyemez


AK Parti döneminde değiştirilen Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu`nu hazırlayan Prof. Dr. İzzet Özgenç, Bingöl ve Hakkâri`de verilen yayın yasağı kararlarına tepki gösterdi.Özgenç, maskeli kişilerce Bingöl`de 2 Emniyet görevlisinin Hakkâri`nin Yüksekova ilçesinde ise 3 askerin şehit edilmesi olaylarıyla ilgili sulh ceza hakimlerinin verdiği yayın yasağının kanuni dayanağının bulunmadığını kaydetti. Özgenç verilen yayın yasağı kararlarının dosya içeriği ile sınırlı olmadığını belirterek, haber verme hakkının kısıtlandığına dikkat çekti. Özgenç`in sosyal paylaşım sitesi üzerinden yayın yasakları konusunda verdiği bilgiler özetle şöyle “Soruşturmanın gizliliği kanunla güvence altına alınmış olmasına rağmen, uygulamada bazen olay yerinin, silahlı saldırıya uğrayan kişilerin olay yerindeki görüntü ve fotoğraflarının yayımlanmasının yasaklanmasına karar verilmektedir. Dikkat edilmelidir ki, bu yasaklama kararları, soruşturma dosyasının içeriği ile sınırlı olmamaktadır. İçerik bağlamında gizlilik, kanun gereğidir. Bu hususta hâkim tarafından karar alınmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak hâkim tarafından alınan karar, bazen haber verme hakkının kullanılması bağlamında değerlendirilebilecek olan bir hususa da ilişkin olabilmektedir. Önemle belirtmemiz gerekir ki, mevzuatımızda hâkime bu konuda karar verme yetkisi veren bir hüküm yoktur. Başka bir ifadeyle, hâkimler bu konuda hukuki dayanağı olmayan kararlar vermektedirler.”


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

ODATV

Gündem - Validebağ`da miting var


Yağmura rağmen nöbet sürüyor


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:06

Radikal

Politika - Dış politika 151`den 60`a: Niye böyle oldu?


AKP iktidarı altındaki Türkiye`nin ilk 8 yılındaki `başarılı dış politikası`nın bugünkü `iflâs tablosu`na doğru yol almasına yol açan `radikal değişiklik`, 2011`de `Arap Baharı`ndan sonra gerçekleşti. Türkiye, `Arap Baharı`nın ilk döneminde `tarihin doğru tarafından yer almak` gibi kısmen reelpolitik, `değişim dalgasının üzerinde yükselmek` gibi tümüyle reelpolitik hesaplara göre davrandı.


01 Kasım 2014 Cumartesi  01:11

Zaman

Gündem - Metrobüs yolunda acı ölüm


İstanbul Zeytinburnu`nda metrobüs yolundan karşıya geçmek isteyen Yusuf Deli (16) metrobüsün çarpması sonucu hayatını kaybetti.Kaza, Bahçelievler`de 19.30 sularında meydana geldi. İncirli-Zeytinburnu durakları arasında metrobüs yolundan karşıya geçmek isteyen Deli`ye metrobüs çarptı. Genç, olay yerine intikal eden sağlık ekiplerinin bütün müdahalelerine rağmen hayatını kaybetti.


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

Zaman

Manşet - Buralara kaçmak için bahane çok


Altınoluk, Edremit, Ayvalık, Sarımsaklı, Cunda adası ve civarı… Sıcaklık da kararında, kalabalık da… Hayatın bitmek bilmeyen hengâmesinden sıyrılıp birkaç günlüğüne dinlenmek isterseniz, tam bu mevsimde alternatifleriniz arasında bulunmayı hak eden güzellikte her biri.Fazlaca yorulduğumuz zamanlarda düşünmüşüzdür hep; şöyle birkaç günlüğüne kafamızı dinleyeceğimiz bir yer olsa. Biraz sakin, biraz güneşli, biraz deniz, biraz orman… Bazı mekânlar vardır, yaz aylarında ziyaret etmek daha keyifli olur. Bazılarında ise sezon kapanınca -biraz da sakinliği seviyorsanız- gezmenin ayrı bir güzelliği vardır. Tıpkı Balıkesir sınırlarındaki Ayvalık, Akçay, Edremit, Altınoluk, Sarımsaklı, Cunda adası gibi… Hayatın bitmek bilmeyen telaşından sıyrılıp birkaç günlüğüne dinlenmek isterseniz eğer, alternatifleriniz arasında bulunmayı hak eden güzellikte her biri. Gündüz sıcaklıkların 20 derecelerde seyrettiği, akşamları ise üzerinize hafif kalın bir ceketle geçirebileceğiniz serinlikte; insan sesinin az, dalga ve doğa sesinin fazla olduğu tatil beldeleri saydıklarımız.GüreHer ne kadar tatil sezonunun kapanmasıyla yazın hareketli günleri yerini sessizliğe bıraksa da, bazen bu sakinliğe hasret kalmıyor muyuz her birimiz? Gönlümüzce bir fotoğraf çekmek için manzaradan insanları elemeye gerek yok bu mevsimde mesela. Gözünüzü çevirdiğiniz hemen her yerde deklanşöre basmanız için hazır bekliyor sizi bütün doğal güzellikler.Mandalina kokan Arnavut kaldırımlı sokaklar…Mekân tercihi sıralaması sizlere kalmış tabii. Biz gittiğimiz, gezdiğimiz, memnun da kaldığımız yerleri Güre`den başlayarak sırasıyla anlatalım. Güre, Balıkesir`in ilçesi Edremit`e 12 kilometre uzaklıkta bir belde. Dünyanın en çok oksijen üreten ikinci yeri olan Kazdağı`nın eteklerine serilmiş. Hem Ege Denizi`ne kıyısı olması hem de şifalı suları sebebiyle çokça ziyaret edeni var. Yaz aylarında iğne atsanız yere düşmeyecek kalabalıktaki yerlerde şimdilerde tabir yerindeyse in cin top oynuyor. Burada yapılacak en güzel iş, beş kilometreye varan plajında yürüyüş yapmak. Bir tarafınızda deniz, diğer tarafınızda yeşilin hemen her tonunun size eşlik ettiği Kaz Dağları… Yorulduğunuzda deniz kenarına sıra sıra dizilen çay bahçelerinde çibörek yiyip, yanında belki ilk kez deneyeceğiniz karadut suyuyla ağzını tatlandırabilirsiniz. Eğer biraz hareketlilik isterseniz, ters istikamet yapıp Akçay`a doğru da yol alabilirsiniz. Arnavut kaldırımlı sokakların arasından geçerken mis kokulu mandalina ağaçları size yol boyunca arkadaşlık eder. Bu arada Akçay`ın, Türkiye`nin ilk turizm beldelerinden biri olduğunu da söyleyelim.AkçayGittiğinizde görmeden dönmemeniz gereken birkaç yer var. Sütüven Şelalesi, Hasan Boğuldu Göleti, Şahindere Kanyonu bunlardan bazıları. Bu doğal güzellikler Kaz Dağı Milli Parkı sınırları içinde yer alıyor. Zeytin ağaçlarının sıra sıra uzandığı virajlı yollardan geçerek Sütüven`e doğru yol alıyoruz. Yol kenarında Zeytinli köyünden topladığı böğürtlen, nar, ceviz ve ayvalardan satmak için aracımızı durduruyor 80`li yaşlarındaki Hatice teyze. Ege`ye has şivesiyle adeta nefes almadan konuşuyor: “Şelalede pazar kurulur her gün. Gidiverin gari de tezgâhların en sonundaki Gülizar`dan acık bir şeyler alıverin. Malları pek güzeldir. Hatice teyze gönderdi beni deyin.”Değme tezgâhtarlara taş çıkartacak Hatice teyzeden birkaç köy mahsulü `alıverdikten` sonra yola devam ediyor ve Hasan Boğuldu`ya ulaşıyoruz. Kuş sesleri, yaprak hışırtıları, kayalara çarpan suların gizemli sesi ve yöreyle ilgili anlatılan hikâyeler alıp götürüyor başka diyarlara.Cunda AdasıGöletin kulaktan kulağa yayılan öyküsü epey hüzünlü: Güzeller güzeli Emine, köyünde yetiştirdiği ürünleri çarşamba günleri kurulan Edremit Pazarı`na götürür. Tezgâhın başında beklediği bir gün, yakışıklı ova köylüsü Hasan ile göz göze gelir ve birbirlerine tutulurlar. Bir vakit sonra evlenmeye karar verirler. Fakat Emine`nin ailesi, bundan pek hoşnut olmaz. Zira Hasan ovalıdır, kızları ise obalı. Hasan`ın, zor oba şartlarına dayanamayacağını düşünür ve töre gereği onu imtihana tabi tutmaya karar verirler. Hasan`ın Emine ile evlenebilmesi için kırk okkalık tuz çuvalını ovadan obaya kadar sırtında çıkarması şarttır. Emine önde, Hasan arkada tuz çuvalıyla yola koyulurlar. Bir vakit sonra Hasan, bu işi başaramayacağını anlar ve Emine`ye başka diyarlara kaçmayı teklif eder ancak sevdiği kız kabul etmez. Köye başları dik varacaklarına inanmıştır bir kere. Hasan, terleyen sırtına nüfuz eden tuzun da yakıcı etkisiyle dayanamaz hale gelir. Göletin buz gibi sularına sessizce yuvarlanır ve boğulur. Bir müddet yoluna devam eden Emine, arkasına baktığında Hasan`ı göremez. Aşağı doğru inince gölette Hasan`a hediye etmiş olduğu yazmanın yüzmekte olduğunu görür. Bu acıya dayanamayan Emine de yazmayla kendini göletin yanındaki çınara asar. O günden sonra çınara Emine Çınarı, gölete de Hasan Boğuldu Göleti deniyor.Şeytan sofrasıGüneşin en güzel battığı tepe…Göletten ayrılıp Ayvalık`a doğru yol alıyoruz. Rotamızda Ayvalık`ın sekiz kilometre güneyinde bulunan Şeytan Sofrası var. Türkiye`nin en güzel günbatımlarının seyredilebileceği tepeye hasbelkader tam vaktinde yetişiyoruz. Kayalık tepelerin üzerinde bulunan mekânda tüm Ayvalık adaları ve Midilli adasının muhteşem manzarasına dalıyoruz. Birkaç dakika içinde güneş batmaya hazırlanıyor. Diğer mekânlarda olduğu gibi burada da sezon kapanmış, tahta masaların üzerlerine sandalyeler konmuş. Eski bir lav birikintisi olan tepenin yuvarlak bir sofrayı andırdığı söylenebilir. Hem bu sebeple hem de şeytanın buraya uğradığına inanıldığı için buraya Şeytan Sofrası deniliyor.Boğaz Köprüsü`nün atası!Ayvalık`a kadar gelmişken Cunda (Alibey)`ya uğramadan olmazdı. Adanın iki ismi var. Birincisi Cunda (İtalyancada yelken anlamına geliyor), ikincisi Alibey. Ali Çetinkaya burada Yunanlara ilk kurşunu attığı için ismi verilmiş. Cunda, Ayvalık Adaları olarak adlandırılan irili ufaklı 22 adanın içinde yerleşime açık tek ada. Aynı zamanda Türkiye`nin Ege Denizi`ndeki Gökçeada, Bozcaada, Uzunada`dan sonra 4. büyük adası. Cunda`da kara bağlantısı iki ayrı köprüyle sağlanıyor. 1964`te inşa edilen Türkiye`nin ilk boğaz köprüsü, Alibey ve Lale adalarını birleştiriyor. Tabelayı görünce bir hayli şaşırıyoruz zira boğaz köprüsünün sadece İstanbul`da olduğunu bilirdik. Adanın daracık taş sokaklarında yürüdüğünüzde kaçıncı yüzyılda yaşadığınızı unutuyorsunuz. `Huzur` kelimesinin burada anlam bulduğunu hissediyorsunuz. Adada sokakları nar ve mandalina ağaçlarından sarkan yapraklar süslüyor. Burada yapılacak en güzel şey bu sokakları arşınladıktan sonra, deniz kenarındaki bir çay bahçesine oturup önce ayvalık tostu, üstüne de damla sakızlı ve kızarmış dondurma yemek.Hasan boğuldu göleti


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

Zaman

Manşet - Görmeden dağa tırmanmak şehirde yürümekten daha kolay


Türkiye`nin ilk görme engelli dağcısı ve milli atleti Necdet Turhan`ın `Beş Kıtada Beş Tırmanış` projesinin tamamlanmasına bir zirve kaldı. Avustralya`daki Kosciusko Zirvesi öncesi antrenmanlarına ağırlık veren Turhan, iki hafta sonra yapılacak Avrasya Maratonu`na da katılacak. Aynı zamanda profesyonel atlet olan Turhan, “Zirve için antrenmanım var ama param yok.” diyor.“Son yıllarda kontrol etmeye çalışıyorum ama ben aslında hırslı bir kişiyim.” Bu sözler, hırs olmadan yapılması mümkün olmayacak işi başarmış birine ait: Türkiye`nin ilk görme engelli dağcısı ve milli atleti Necdet Turhan. Aynı hırs, Turhan`a ODTÜ kamu yönetimi bölümünden şeref öğrencisi olarak mezun olmasına ve üniversitenin dağcılık kulübünün de onur üyesi seçilmesine yol açmış. Ancak her şeye rağmen ekliyor: “Dağlarda hırs yapmamak lazım. Dağcılık bir macera sporu değil.” Turhan, dağcılığın görme engelliler için riskli bir spor olduğunun da farkında. Hatta kendisi gibi bu işi yapmak isteyen görme engelli gençlere `atletizm yapın` diyormuş. Dağcılığı görme engelliler için tehlikeli bir spor olarak nitelendirirken `engelliler düşünülmeden` inşa edilmiş şehirlerin de en az dağlar kadar riskli olduğunu söylüyor. Ona göre dağda yürümek büyük şehirde yürümekten daha kolay. Everest`e çıkan ilk görme engelli dağcı Erik Weihenmayer, dağcılığa neden başladığı sorulduğunda `spor yapmayı çok istediğini ve dağcılığın görme engelliler için en uygun spor olduğunu düşündüğü için bu spora başladığını` anlatmıştı. Dağcılık gerçekten görme engelliler için `yapılabilir` bir spor mu?Katılmıyorum. Bir görme engelli için dağcılık riskli bir spor. Hiç görmediğinizi düşünün, basacağınız yerleri bulmanız sorun. Tırmanacağınız yerleri bulmanız sorun. Gören kişiler için bile tehlikeli. O yüzden ben çevremdekilere hep dağları anlattırdım ve onları kapasiteme göre seçmeye çalıştım. Bana ulaşan görme engelliler oluyor. `Dağcılığı nasıl yapabiliriz` diye soruyorlar. Ben onlara dağcılık konusunda referans olmak istemiyorum. Çünkü öyle bir sorumluluk almak istemiyorum. Ama diyorum ki, bakın ben dağcılıkla birlikte atletizm de yapıyorum. Atletizm de yapabilirsiniz kolaylıkla. Denemeyin demem tabii ama dağcılık konusunda eğitimci olarak ortaya çıkıp sorumluluk almak istemem. Yoksa benden sonra da görme engelli dağcılar çıkacaktır. İnşallah da çıkar. Ama tehlikeyi bilsinler. Macera olarak düşünmesinler.Tırmanışta özel bir yönteminiz var mı?Ilgaz`da deneme yanılma yolu ile buldum. Çan sesi izliyorum ben dağda. İki de baton kullanıyorum. Çanı önde giden arkadaşın çantasına takıyorum ve sese yoğunlaşarak batonumla arkadan takip ediyorum. Daha sonra yine kapasiteme uygun kaya eğitimleri aldım. İki tip kaya tırmanışı var. Ben bunlardan lider tırmanış değil de yukarıya emniyet alınarak gerçekleştirileni kullanıyorum.Tırmanışta sizi en fazla zorlayan şey ne oluyor? Ciddi tehlikeler atlattığınız oldu mu?İlk ciddi zorlanmam, Ağrı Dağı`nda 2002`de yaptığımız tırmanış esnasında oldu. Çok sert bir fırtına vardı. Çan sesini takip edemiyordum. Biraz da rahatsızlığım vardı, mide bulantısı vs. Buna rağmen 5137 m`lik Ağrı zirvesine ulaştık. Çok zorlandım ve oradan aşağıya indiğimde dağcılığın çok çetin bir şey olduğunu düşündüm. Halbuki o zamana kadar değişik dağlarda tırmanışlar yapmıştım. Erciyes`te, Bey Dağları`nda, Uludağ`da zirve yapmıştım. Fakat ilk kez bu kadar fırtınalı bir ortamda tırmanış yaptım ve hadiseyi kendi kendime şöyle tercüme ettim: “Bir dağcı, ayağının tırnağından saçının teline kadar çok idmanlı olmalı.”Başka çok zorlandığınız anlar oldu mu?Kilimanjaro`da da çok zorluk yaşadım. Orada kendi tempomda yürüyemiyordum. Bir ana ekip bir de bizim küçük ekibimiz vardı. Bizim ekip dağlarda kılavuzum olan ODTÜ Dağcılık Kolu Antrenörü Nevzat Öntaş ve iki yerel rehberden oluşuyordu. Birlikte yürüyorduk ve diğer ekibi kamp yerlerinde yakalayabilmek için tempomuzu artırıyorduk. Görme engelli olduğum için biraz daha yavaş hareket ediyorum. Bu nedenle aşırı yorgun düştüm. Aynı zamanda zirve rüzgârı dediğimiz aşırı rüzgâr var. Yorgunluğa bu rüzgâr da eklenince fenalaştım ve Nevzat Öntaş, bu durumda geri dönmemiz gerektiğini söyledi. Fakat inat ettim ve riski göze aldım. Bu diğer zorlanmam. İki tırmanış da benim için çok kötü sonuçlanabilirdi. Allah`tan onları yaşamadık. Yukarı çıktık, 5895 metre. Kilimanjaro zirve panosu önünde `Dağa göz değil yürek tırmanır`, `Yaşamı sevmek için yürek, başarmak için emek gerek` yazılı pankartlarımızı açtık.Ne gibi önlemler alıyorsunuz?Yapmam gereken şey dağlarda, beynimde herhangi bir düşünceyi hasıl etmeden elimden geldiğince yoğunlaşmak. Bu arada çevreyi çok anlattırıyorum. Kafamda zihin fotoğrafları yapıyorum. Zihin fotoğraflarım ne kadar berraksa, yaptığım işe ne kadar yoğunlaşıyorsam yürüyüşüme çan sesine o kadar başarılı oluyorum. Diğer dağcılar için de geçerli bu.Görme engelliler olarak diğer duyularınızı, çok daha etkili kullanıyorsunuz. Bu, dağda bir avantaj sağlıyor mu?Görme engelli kişi zaten öyle yapmak zorunda. Kulaklarınızı ve diğer duyu organlarınızı daha iyi kullanmak zorundasınız. Kulaklarımı daha iyi kullanmam, tenime çarpan rüzgârı daha iyi hissetmem, bunlar kendiliğinden oluyor. Bir de ben `dağlara konsantre olma modu`nu seviyorum. Bir doğal senfoni var dağlarda ve bu senfoniyi dinlemek benim için müthiş bir şey. Mesela ben çamların ıslık çalmasını çok seviyorum. Diğer dağcılar belki bilmiyor olabilirler. Ama hafif tatlı bir rüzgârda çamlar çok güzel ıslık çalar. Bu benim için çok özel bir şey.Bu işin en çekici tarafı ne sizce? Zirve yapmak mı, yolda olmak mı, yoksa az önce belirttiğiniz bu senfoniye yoğunlaşmak mı?Hepsi. İlla bir zirve yapacağım diye hırs yapmamak lazım. Bunların toplamı güzel. Mesela kamp yerinde oturmak da güzel. Kilimanjaro`ya gittim, başından sonuna kadar güzeldi. Kenya güzeldi, Tanzanya güzeldi. Oranın yerli insanlarıyla tanıştık. Dağda illa zirve yapılacak diye bir şey yok. Zirve yapan değil, salimen dönen dağcı usta dağcıdır.Dağcılıkta bir hedef ya da hayaliniz var mı?Erik Weihenmayer`den bahsettiniz. Onunla aramızda 10 yaştan fazla var. Benden genç ve olanakları hayli fazla. Genç olsaydım bir de olanaklar olsaydı, ben de denemek isterdim Everest`i. Ama Türkiye`nin olanakları uygun değil. Bu bahsettiğim yerlere gitmek için bile çok zor para buluyorum. Everest`e gitmek için çok büyük paralar gerekiyor. Şu anki hedefim Avustralya`nın en yüksek noktası olan Kosciusko zirvesi. 3 bin metre civarında.Avustralya etabı ne durumda? Olacak gibi mi görünüyor?Para bulmam lazım. Bu işin lojistik çalışması konusunda yalnızım. Kapıları çalıp para istemek konusunda karakterim de çok uygun değil. Bir miktar çalıştığım Nilüfer Belediyesi yardım etti. Onun dışında para bulmak hep sorunlu olmuştur.Geçmişe bakınca bu işin en güzel tarafı olarak neyi hatırlıyorsunuz?Olup bitenler beni de şaşırtıyor. Böyle bir planlama ile yola çıkmadım. ODTÜ`ye girmeden önce dağları biliyordum. O nedenle dağcılık koluna gittim. Beş kıtaya gideyim diye bir planım yoktu. Aşama aşama yaşam bu noktaya getirdi. Demek ki insan yaşamında neler görebiliyormuş. Beş kıtaya gitmiş olmak, oralardan dostlarımın olması, bunlar başlı başına güzel şeyler. Görme engelliyim ama bunların hepsi hayatımı daha renkli hale getirdi. Bu, bana mutluluk veriyor.Maraton mu, yoksa dağcılık mı zor?Şimdiye kadar 5 kez 42 kilometre koştum ve ABD hariç hepsini 4 saatin altında koştum. Maraton da zor ama dağcılık daha riskli. Kilimanjaro`da hayati bir tehlike atlattım. Aynı hayati tehlikeyi Japonya`da Körler Maratonu`nda yaşadım, sıvı tüketimim çok yetersizdi. Diğer görme engellilerle yarış olduğu için kapasitemin üzerinde hareket ettim. Orada ölebileceğimi söylediler. Kilimanjaro`da da ölümden döndüm. Ben de anlam veremiyorum, risk alıyorum. Şu anda o riski alır mıyım, almam gibi geliyor. Ama o sırada gözüm daha karaydı sanırım.Siz sık sık anlattırıyor musunuz dağları?Tabii ben hep dağları anlattırırım. Ağrı`ya iki kere gittim. 2002`deki ikinci gidişimde artık görür gibiydim. Zihin fotoğrafı var kafamda. Bunu bütün görme engellilerin yapması lazım. Zihin fotoğrafı yoksa hiçbir şey yapamazsın. Bu evde zihin fotoğrafım olmasa şuradan tuvalete gidemem. Görme engelli muhakkak beyninde görecek.Şehirler, engelliler düşünülmediğinden planlandığı için hayatı çok zorlaştıran yerler aynı zamanda. Sokaklarda, caddelerde yürürken dağların aslında daha güvenli olduğunu düşündüğünüz oluyor mu?Dağ daha kolay tabii. Bursa`daki bu evimde 15-16 senedir oturuyorum. Çevrede gezmem o kadar zorlaştı ki. Evimin önünde daracık kaldırım var, yol da daracık zaten. Yürümem çok zor. Karşıda özel hastane açtılar. Oradaki kaldırımı daha önceden kullanıyordum, şimdi rehberle gidiyorum çünkü hastanenin arabaları var orada. Dağda yürümek, buradan baktığınızda daha kolay. Maalesef kentlerimiz engellilere göre dizayn edilmiyor. Bursa gibi göçe maruz kalıp kalabalıklaşınca hepten karmaşık hale geliyor. Bunlar hep empati eksikliğinden kaynaklanıyor.Avustralya`ya gidersem bu iş tamam!`5 Kıtada 5 Maraton 5 Zirve` projesine 2002 yılında başladım. Önce maratonları koştum. 2002`de New York Maratonu, 2004`te Atina Maratonu, 2005`te Japonya Dünya Körler Maratonu, 2006`da Sydney Maratonu, 2007`de Mısır Luksor Maratonu`nu koştum. 2002`de Ağrı`ya çıkmıştım, onu Asya olarak saydık. Afrika olarak Kilimanjaro`ya çıktım 2009`da. Mont Blanc`a çıktım, zirve olmasa da 3 bin 500 metreye tırmandım. Onu da Avrupa`da dağ tırmanışı olarak kabul ediyoruz. Geçen ağustosta çok güzel bir etkinlik oldu. ABD Colorado`da Sherman zirvesi. 4280 metre. Böylece beş kıtada beş maraton, beş tırmanış projemde beş maraton, dört dağı bitirdim. Avustralya`ya gider tırmanış yaparsam projeyi bitirmiş olacağım. Benim hedefim bu.


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

Zaman

Manşet - 9 aylık dış ticaret açığı 61,1 milyar dolar


Türkiye İstatistik Kurumu`nun eylül ayı dış ticaret verilerine göre 9 aylık dış ticaret açığı 61,1 milyar dolar olarak gerçekleşti.Eylül ayı verilerine bakıldığında ise kısmi bir düzelme gözlense de açık verilmeye devam edildi. İhracat 2014 yılı Eylül ayında, 2013 yılının aynı ayına göre yüzde 4,6 artarak 13,7 milyar dolar, ithalat yüzde 0,2 azalışla 20,6 milyar dolar oldu. Bu ayda eylül ayında dış ticaret açığı yüzde 8,4 azalarak 7 milyar 560 milyon dolardan 6 milyar 925 milyon dolara düştü. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2014 Eylül ayında yüzde 66,4 olarak ortaya çıktı. Avrupa Birliği`yle yapılan ticaretin dış ticaret verilerindeki olumlu etkisi eylül ayında da devam etti.Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre 2014 Eylül ayında ihracat, bir önceki aya göre yüzde 4,8 arttı, ithalat ise yüzde 1 azaldı. Veriler bir önceki yılın eylül ayıyla kıyaslandığında 2014 ihracattaki artış yüzde 1,4 artarken, ithalat yüzde 4,1 azaldı. Verilerde meydana gelen bu gelişmelerde Avrupa Birliği`ne (AB) ihracatta ortaya çıkan olumlu gelişmeler etkili oldu. Avrupa Birliği`nin ihracattaki payı 2013 Eylül ayında yüzde 42,9 iken, 2014 Eylül ayında yüzde 43,9`a yükseldi. AB`ye yapılan ihracat, 2013 yılının aynı ayına göre yüzde 7,1 artarak 6 milyar 2 milyon dolara yükseldi. Ülkeler sıralamasında ise en üst sırayı yine Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya çekti. En fazla ihracatın yapıldığı Almanya`ya 2014 yılı Eylül ayında 1 milyar 321 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Almanya`yı sırasıyla 921 milyon dolarla İngiltere, 911 milyon dolarla Irak, 602 milyon dolarla Amerika Birleşik Devletleri takip etti. İthalat kısmına bakıldığında ise şaşırtıcı bir tablo ortaya çıkmadı. En çok ithalat yapılan ülkeler kategorisindeki ilk sırada dünyanın üretim üssü olarak tanımlanan Çin yer aldı. Çin`den yapılan ithalat Türkiye`nin en çok ihracat yaptığı ülke olan Almanya`ya yapılan ihracat tutarından çok daha yüksek ortaya çıktı. Çin`den yapılan ithalat, 2014 yılı Eylül ayında 2 milyar 318 milyon dolar oldu. Bu ülkeyi sırasıyla 2 milyar 25 milyon dolarla Rusya, 1 milyar 859 milyon dolarla Almanya ve 1 milyar 71 milyon dolarla Amerika Birleşik Devletleri izledi.İhracatın ürün bazlı dağılımında yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayii ihracatı içindeki payı yüzde 3,4 oldu. Eylül ayında imalat sanayii ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,9 olarak ortaya çıktı. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayii ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,4, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 32 olarak gerçekleşti. İmalat sanayii ürünlerinin toplam ithalattaki payı ise yüzde 77,5 olurken, yüksek teknolojili ürünlerin 2014 Eylül ayında imalat sanayii ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 14, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 41 olarak açıklandı.


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

Zaman

Manşet - Burkina Faso`da gösteriler 27 yıllık dönemi bitirdi


Batı Afrika`nın istikrarlı ülkelerinden sayılan Burkino Faso`da sokak olayları 27 yıllık Cumhurbaşkanı Blaise Compaore`nin istifasıyla sonuçlandı.Önceki gün başkent Ouagadougou`daki ülke meclisini yakıp devlet televizyon binasını yağmalayan on binlerce kişi muhalefetin çağrısıyla dün de sokağa indi. Şiddet olaylarının dinmediği ordu, yönetime el koyarak Compaore`nin görevini bıraktığını açıkladı. Compaore 1987 yılında ülkede gerçekleşen darbenin ardından göreve gelmişti. Cumhurbaşkanı`nın devlet televizyonunda okunan açıklamasıyla doksan günlük `geçiş döneminin` sonunda “özgür ve şeffaf” seçimlere gidileceği duyuruldu. Compaore, önceki gün sokak olaylarını yatıştırmak için hükümeti feshetmişti. Göstericiler, 63 yaşındaki liderin istifa etmesini isterken Compaore gelecek yıl gerçekleşecek seçimlere kadar geçiş hükümetinin başında olmayı istiyordu. Bunun üzerine muhalefetin, devlet binalarını istila etmeye çağırdığı Burkino Fasolular ülke genelindeki eylemlerine devam etmişti.Olaylar Compaore`nin beşinci kez cumhurbaşkanı olmasına izin veren yasanın parlamentodan geçmesini istemeyen halkın sokağa inmesiyle başladı. Eylemciler, yaşanan çatışmalarda 30`a yakın kişinin hayatını kaybetmesiyle birlikte, yasa meclisten geçmese de Compaore istifa edene kadar protestolarına devam etti.


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

Zaman

Manşet - Merkez Bankası enflasyon tahminini yüzde 8,9`a çıkardı


2014 yılı 4. çeyrek enflasyon raporunu açıklayan Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, yıl sonunda enflasyonun yüzde 8,4-9,4 arasında gerçekleşeceğini söyledi. Yüzde 9`luk elektrik ve doğalgaz fiyat artışlarının da beklentilerinin üstünde geldiğini belirten Başçı, bu zamların 2014 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 0,2 yükselttiğini ifade etti.Merkez Bankası (MB) Başkanı Erdem Başçı, 2014 yılı dördüncü çeyrek enflasyon raporunu açıkladı. Başçı, 2014 yılı sonunda enflasyonun orta noktası yüzde 8,9 olmak üzere yüzde 8,4-9,4 arasında gerçekleşeceğini söyledi. Böylelikle 2014 yıl sonu enflasyon tahmini, orta noktası 7,6 olan bir önceki tahmine göre 1,3 puan yükseldi. Başçı, 2015 enflasyon tahminlerinin ise yüzde 4,6-7,6 aralığında olduğunu aktardı.MB Başkanı Erdem Başçı, enflasyondaki yukarı yönlü revize hakkında detayları paylaştı. Başçı, gıda enflasyonunun üçüncü çeyrekteki yüksek seyrini dikkate alıp 2014 yıl sonu gıda enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize ettiklerini söyledi. Gıda enflasyonunu 2014 yılı için yüzde 12,5 ve 2015 yılı için yüzde 9 olarak aldıklarını dile getiren Başçı, gıda fiyatlarındaki artışın 2014 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 0,8, 2015 yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 0,3 artırdığını belirtti. Yüzde 9`luk elektrik ve doğalgaz fiyat artışlarının da kendi beklentilerinin üstünde gerçekleştiğini aktaran Başçı, bu zamların 2014 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 0,2 oranında yükselttiğini açıkladı. Ayrıca petrol ve ithalat fiyatları tahminlerini aşağı yönlü revize ettiklerini söyleyen MB Başkanı, bunun 2014 ve 2015 için yıl sonu enflasyon tahminlerini sırasıyla yüzde 0,3 ve 0,2 puan aşağı çektiğini belirtti. Düşen petrol fiyatlarının enerji grubundaki enflasyon baskılarını sınırladığını belirten Başçı, “Bununla birlikte gıda fiyatlarındaki yüksek seyir nedeni ile enflasyon, hedefin belirgin olarak üzerinde seyretmeye devam ediyor.” dedi.Gıda enfilasyonu yüzde 12,5MB`nin temmuz ayında açıkladığı rapora göre yukarı yönlü revize ettiği 2014 yıl sonu enflasyon tahmini, ekim ayı başında Başbakan Yardımcısı Ali Babacan`ın açıkladığı Orta Vadeli Program`da (OVP) yer alan yüzde 9,4 enflasyon tahmininin altında kaldı. Erdem Başçı, enflasyon tahminlerinin OVP`ye göre daha iyimser olmasıyla ilgili programın açıklanmasının ardından yaşanan global emtia ve petrol fiyatlarında düşüşe dikkat çekti. OVP`de yüzde 14 olarak belirlenen 2014 gıda enflasyonunun yüzde 12,5 olarak revize edildiğini kaydeden Başçı, “Enflasyonda beklenen bu belirgin düşüşte birikimli kur etkilerinin azalmaya devam edeceği, gıda enflasyonunun geçmiş yıllar ortalamasına döneceği ve başta petrol olmak üzere düşen emtia fiyatları öngörüleri belirleyici olmuştur. Ayrıca, bu dönemde talep koşullarının ve açıklanan sıkı maliye politikası duruşunun enflasyondaki düşüşü destekleyeceği değerlendirilmektedir.” ifadelerini kullandı. 2016`da ulaşılmak istenen yüzde 5`lik enflasyon hedefinin geçerli olduğunu hatırlatan Başçı, ilave tedbirler alınarak gıda enflasyonunun 2015`te yüzde 9`un altında gerçekleşebileceğini söyledi.2015`te enflasyonda önemli bir düşüş süreci yaşanacağını söyleyen Başçı, “Birikimli kur etkilerinin azalmaya devam etmesi, gıda enflasyonunun geçmiş yıllar ortalamasına dönmesi ve başta petrol olmak üzere düşen emtia fiyatları, enflasyondaki düşüşe katkıda bulunacak temel unsurlar olarak sıralanabilir. Özellikle OVP`de açıklanan sıkı maliye politikası duruşunun da enflasyondaki düşüş sürecini destekleyeceğini düşünmekteyiz.” şeklinde konuştu. Enflasyonun ulaştığı yüksek seviyelerin orta vadeli beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinde halen riskler oluşturduğunu vurgulayan Başçı, “MB; enflasyon beklentilerini, fiyatlama davranışlarını ve enflasyonu etkileyen diğer unsurları yakından izleyecek ve enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar getiri eğrisini yataya yakın tutmak suretiyle para politikasındaki sıkı duruşu sürdürecektir.” dedi.Herkes ikna olana kadar getiri eğrisini yatay tutma politikalarının süreceğine vurgu yapan MB Başkanı, “Ama getiri eğrisini yatay tutmak ölçülü faiz indirimini dışlamaz. Uzun vadeli faizler çok düşerse kısa vadeli faizleri de politikanızla uyumlu olmak için düşürmek zorunda kalırsınız. Yoksa ters verim eğrisi olur. O zaman da TL aşırı değer kazanabilir.” dedi. Bunu yapmanın MB politikalarında bir değişiklik anlamına gelmediğini belirten Başçı, “Verim eğrisi yine yatay olur. Duruş yine sıkı olur. Kurlar istikrarlı olur. Krediler makul hızla büyür ve enflasyon düşer.” değerlendirmesinde bulundu.


01 Kasım 2014 Cumartesi  02:05

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

12 kasım 2009 habertürk gazetesi ankara eki  2008 07 22  İzmİr millet mahallesi muhtarının adı  bakırköy incirlide kaza  05 07 1977 hürriyet gazetesi arsiv  02 şubat 2009 vatan gazetesi  sark1lar  03 ekım 2009 atv haber videosu  14 0cak 2010 habertürk gazete arşivi habertürk  dünkü radikal gazetesi  19nisan 1979 günaydın gazetesi arşivi  atv ana haber gecmıs 25 eylül 2010  ali babacan aslen nereli  asya veteriner bahcesehirin veterineri  çamdibi 28 ekim sel baslını  19 haziran atv ana haber bülteni video izle  03 08 2009 star tv ana haber izle  özer topra  roket tobe  27 eylül çekiliş sonuçları  celal bayar  15 06 2009 bugün gaztesi sporu