Bulunan Haber Sayısı: 9.201
Hepsi   Haber   Ekonomi   Spor   Yaşam


Son Saat  -  Son 12 Saat  -  Son 24 Saat  -  Son Hafta    
Zaman

Manşet - Su, elektrik, doğalgaz asgari ücretin üçte biri


Dört kişilik bir ailenin sadece elektrik, gaz ve su için ödediği fatura bedeli yeni yılda 400 TL`ye yükseldi. Yani bir asgari ücretli hiç bir şey yapmasa da maaşının üçte biri faturaya gidiyor. Memur-Sen`in raporuna göre ise son bir ayda yapılan zamlar asgari ücretliye yapılan 300 liralık artışın 162 lirasını uçurdu. Fiyat artışları emekliye seyyanen yapılan 100 liralık zammı da eritti. Açlık sınırı 2015 Aralık ayında bin 450 lira iken 2016 Ocak ayında bin 534 liraya fırladı. Üst üste gelen zamlar nedeniyle vatandaşın temel yaşama giderleri her geçen gün artıyor. Meydan Gazetesi `nin haberine göre, kira dışında sadece elektrik, su ve doğalgaza ödenen aylık bedel sadece büyükşehirler değil, Türkiye`deki tüm illerde asgari ücretin üçte birine yaklaştı. 4 kişilik ortalama bir ailenin aylık gaz, elektrik ve su gideri 415 TL, yani yılbaşında yüzde 30 zamla bin 300 TL`ye çıkan asgari ücretin yüzde 31`ine yükseldi. Faturalar özellikle ısınma giderlerinin arttığı kış aylarında dar gelirlinin kabusu olurken en büyük payı da doğalgaz ve elektrik alıyor. Dünya piyasalarında gaz ve elektrik fiyatları düşerken Türkiye`de zam yapılması giderleri artırıyor. GAZA AYDA 268 TL FATURA Faturalar içinde en büyük payı ise dünyada 6 yıldır gerileyen, Türkiye`de ise bir türlü düşmeyen, hatta zamlanan doğalgaz alıyor. En büyük doğalgaz firmalarından Honeywell`in İstanbul, Ankara ve İzmir`de gerçekleştirdiği araştırmaya göre Türkiye`de ev giderlerinin yüzde 16`sı ısınmaya harcanıyor. Bu da aylık 268 TL`lik bir doğalgaz faturasına, yani asgari ücretin beşte birine denk geliyor. 4 kişilik ve ayda 200 kilowatt elektrik tüketen bir ailenin aylık elektrik faturası ise son zamlarla 95 TL`ye yükseldi. Buna ayda 10 metreküp su tüketen bir ailenin kentlerde 35 TL`yi bulan su faturası da eklendiğinde toplam tutar 415 TL gibi astronomik bir seviyeye ulaşıyor. ASGARİ ÜCRET ZAMMI GERİ ALINDI! Hükümete yakın sendika Memur-Sen`in açlık, yoksulluk araştırma raporu da şok gerçeği ortaya koydu. Özgür Düşünce`den Hasan Bozkurt`un haberine göre, Türkiye`de açlık sınırı ocak ayında 84 TL yükselerek 1.534 TL`ye çıktı. Yoksulluk sınırı ise 162 TL artarak 4 bin 128 liraya ulaştı. Bir ay içinde gıdaya, elektriğe ve ekmeğe gelen zamlarla emekliye verilen 100 TL geri alındı. Emekli 62 TL borçlu çıktı. Asgari ücrete verilen 300 TL`lik zammın ise yarısı eridi. ZAM ÜSTÜNE ZAM Sendikanın raporuna göre Türkiye`deki 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2015 Aralık ayında bin 450 TL iken 2016 Ocak ayında bin 534 TL`ye fırladı. Yoksulluk sınırı ise 3 bin 966 TL`den, 4 bin 128 TL`ye çıktı. Emekliye ve asgari ücretliye yapılan artışları sıfırlayan tablonun arkasında zamların yattığı da ayrıntılı şekilde ortaya kondu. Yapılan araştırmaya göre aralık ayına göre ocak ayında gıda madde fiyatlarında ortalama yüzde 5,80`lik bir artış yaşandı. Ocak ayında göze çarpan en büyük artışlar yüzde 52,78 artışla çarliston biberde ve yüzde 42,28 artışla patlıcanda oldu. TELEFON PAHALANDI Vatandaş ocak ayında haberleşmek için de daha fazla para ödedi. Cep telefonu görüşme ücreti yüzde 29,7 zamlandı. Cep telefonu yedek parçaları olan sim kart ve bataryaya da yüzde 12,63 zam geldi. Ocak ayında aralık ayına göre ısınma madde fiyatlarında ortalama yüzde 0,18`lik bir artış gözlenirken; ocakta aralık ayına göre barınma fiyatlarında ortalama yüzde 2,01`lik bir artış oldu. ÜNiVERSiTE KATKI PAYINA YÜZDE 57 ZAM MEMUR-SEN`in araştırmasında ortaya çıkan çarpıcı bir gerçek de eğitime gelen fiyat artışları. Üniversite katkı paylarına yüzde 57,57 zam gelirken, tablet bilgisayarda yüzde 12,33 fiyat artışı gerçekleşti. Uydu alıcısı ve çanak antene yüzde 10,84 zam yapıldı. Çevre ve su madde fiyatlarında yüzde 13,73`lük bir artış yaşandı. SAĞLIK VE KÖPRÜYE ZAM Sendikanın raporuna göre ocakta aralık ayına göre sağlık madde fiyatlarında ortalama değişim yüzde 1,73`lük artış oldu. Ulaşım madde fiyatlarında yüzde 3,82`lik bir artış olduğu belirlendi. Ulaşım madde fiyatlarında en göze çarpan değişimin yüzde 39,71 artışla köprü geçiş ücreti, yüzde 27,93 artışla otoban geçiş ücreti, yüzde 10,28 artışla şehirler arası tren ücretlerinde olduğu belirlendi.


06 Şubat 2016 Cumartesi  07:53

Zaman

Manşet - Bir umut 700 saat nöbet


Tutuklu gazeteciler için başlatılan umut nöbetinde 700 saat geride kaldı. Gazeteci, siyasetçi ve sanatçıların da aralarında olduğu 300 kişi, Silivri Cezaevi önünde bir `umut` için nöbet tuttu. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç`in `ne zaman bitecek` sorusuna cevabı net: `Tutuklu gazeteciler özgürlüğüne kavuşana kadar nöbeti sürdüreceğiz.` Gazeteci Mete Akyol`un tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül`e destek amacıyla Silivri Cezaevi önünde başlattığı `umut nöbeti`nde iki ayı aşkın süre geride kaldı. Bugüne kadar aydınından sanatçısına, gazetecisinden siyasisine toplamda 300`ü aşkın kişi 700 saatin üzerinde nöbet tuttu. Uzun soluklu bu eyleme, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Uluslararası PEN, Dünya Gazete ve Haber Yayıncıları Birliği (WAN-IFRA) gibi kurumların temsilcileri de destek verdi. Nöbetin mimarı Akyol umudunu asla yitirmediğini belirterek, “Ünlü bir düşünürün söylediği gibi beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır. Yılmadan beklemeye devam etmek lazım.” dedi. Nöbetin koordinasyonunu sağlayan Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise “Sadece gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklanan gazetecilerin, özgürlüklerine kavuşacağı güne kadar bu nöbeti sürdürmeye kararlıyız. Demokrasilerde, haber tutsak edilemez.” şeklinde konuştu. Usta gazeteci Mete Akyol`un 2 Aralık 2015 tarihinde başlattığı umut nöbeti 66 günü geride bıraktı. Gazetecisinden şarkıcısına, işçisinden sivil toplum örgütü temsilcisine kadar toplumun birçok kesimden destek buldu. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç `umut nöbeti`nin hikâyesini şöyle anlattı: “Bir akşam telefonum çaldı. Arayan Mete Akyol idi. Milliyet gazetesinde yıllarca birlikte çalıştığımız duayen gazeteci ağabeyimdi. Silivri kapısında Can ve Erdem için gidip bekleyeceğim, içeride yalnız olmadıklarını duvarın arkasından onlara belki duyurabilirim, dedi. Hiç duraksamadan, ben de gelirim yanına, dedim. Sesimizin uzun soluklu olup olamayacağını bilemiyordum o anda. Evden aldığı sandalyesini aracının bagajına koyup Silivri kapısında Mete Akyol`u telefonla aradım. Birkaç cümlelik görüntüsünü de alıp derhal tüm basına servis yaptık. Adını da `umut nöbeti` koyduk. Ertesi gün medyanın büyük bölümünde, Silivri kapısında oturan emektar gazetecinin fotoğrafı yer alınca, telefonlarımız çalmaya başladı: Ben de varım.” Hemen her kesimden insanın nöbete destek verdiğini vurgulayan Türenç, “700`ü aşkın saat nöbet tutuldu. 300`ü aşkın kişi sandalye üzerinde saatlerce oturdu. Çok sayıda ülkeden basın ve STK kurumlarından katılım oldu. Ülkenin birçok il ve ilçesinden otobüslerle, araçlarıyla, uçaklarla Silivri`ye koştular. Silivri yolunu hiç bilmeyenler bile, karlı havalarda o kırsala ulaşmayı başardı. Duymayan kalmadı bu nöbeti.” dedi.


06 Şubat 2016 Cumartesi  03:07

Zaman

Manşet - Nurullah Öztürk - Dünyayı gezen zırhlı aracın düşündürdükleri


“Erdoğan, Güney Amerika ziyaretinde zırhlı aracını da askeri kargo uçağıyla yanında götürdü.” Bu haberi okuduğumda hafızam beni 2000`li yılların başına götürdü. Türkiye büyük bir depremin ardından ekonomik bir kriz yaşamış ve bu badireden çıkış yolu arıyordu. Tam bu noktada yenilikçi bir hareket ve umut olarak AKP devreye girdi. Teşkilatlanma tamamdı, olası bir tek başına iktidar durumunda içeride ve dışarıda güven verici road showlar düzenleniyordu ve artık seçime sayılı günler vardı. Ben o zamanlar iş gereği çok seyahat ediyordum. Şirketin alışveriş merkezleri ve restoranlarına AKP`nin önemli isimlerinin tamamına yakını sık sık uğrardı. Biz de ülkedeki gelişmeleri sıcağı sıcağına onlardan öğrenirdik. Gece yarısı yine bir seyahatten dönmüştüm, yorgun argın uyuduğumda rüyamda tüm televizyonlarda son dakika olarak Recep Tayyip Erdoğan`a suikast düzenlendiği haberleri ile irkildim ve bir daha uyuyamadım. Erkenden şirkete gitmek için yola çıkarken `seçime kısa bir zaman var, ülke zaten iyi değil, bir daha karışmasın düşüncesiyle telefon edip, mutlaka güvenlik önlemlerini artırmalarını söyleyeyim` diye düşündüm. İş yoğunluğu içerisinde konuyu unuttum. Telefonda bir gazetecinin sorularına cevap vermeye çalıştığım bir anda, müdürlerden biri telaşla başka bir telefonu uzatarak, “Recep Tayyip Erdoğan sizi arıyor” dedi. “30 dakikadır sana ulaşmaya çalışıyoruz ne bu yoğunluk” diye takıldıktan sonra, “ben de sizi arayacaktım zaten” dedim. “Yanımda Makedonya büyükelçisi var, benim ülkeme yatırım yapın diyor, kendisine yardımcı olun” diyerek elçinin irtibat telefonlarını verdi. Ben de kendisine gördüğüm rüyayı anlattığımda “yanımda Ertuğrul Yalçınbayır ve İrfan Gündüz var, hayrolsun, hayırlara vesiledir diyorlar” dedikten sonra, “Biz Allah`a inanıyor ve güveniyoruz, en büyük koruyucumuz O`dur, bizi güvenlik değil ancak Allah korur. O ne derse o olur.” diye de rahatlık vermişti. Güney Amerika gezisine zırhlı arabasını da yanında götürdü haberini okuyunca bir film şeridi gibi bu diyaloğu ve bir kez daha hatırladım o günleri. “Türkiye`ye uygun bir model” Akademi çevreleri için düzenlenen bilgilendirme toplantısına sadece bir doçent ve yardımcı doçentin katıldığı günleri, MÜSİAD`ın tüm partileri davet ettiği `Krizden çıkış için nasıl bir ekonomik plan` konulu toplantılarda katılımın en düşük olduğu partinin AKP olduğu ve medyanın boş koltukları çektiği geceleri, iktidara gelmek için, liberalinden solcusuna, aydınından cahiline toplumun tüm kesimlerine uzatılan ve şimdilerde hepsinin köküne kibrit suyu döküp kurutulan zeytin dallarını, partinin finansmanı için her ay bin TL verecek 500 işadamının bulunamadığı, buna mukabil para ile milletvekilliğini takas eden kişileri, Ertuğrul Günay gibi önemli şahsiyetlerin partiye katılımı kabul etmesi nedeniyle yaşanan bayram sevinçlerini, Meral Akşener`in durumu erken fark edip kuruluş aşamasında vazgeçişlerini, Abdüllatif Şener`e `Türkiye`nin devasa sorunlarını çözebileceğinizden emin misiniz` dediğimde “yaklaşık bir yıldır akademi çevreleriyle birlikte dünyadaki tüm ekonomik modelleri ve kalkınma planlarını incelediklerini Türkiye`ye uygun bir model plan hazırladık” dediğini, rahmetli Recep Yazıcıoğlu ve Prof. Mustafa Erdoğan`a `siz de partiye katılacak mısınız?` diye sorduğumda birbirinden bağımsız ve habersiz olarak her ikisinin de aynı cevabı verdiği günleri hatırladım. Geçmişe dair ne varsa hep hatırladım. İktidarın ilk yıllarında asker vs. korkusundan ceylan gibi ürkek ve korkak yılları hatırladım. Kırk yıllık dava! arkadaşından `o zat` olarak hitap edildiğini duyunca irkildim, üzülerek, hayıflanarak ve ülkem adına, gelecek nesiller adına endişelenerek bugünlere geldim. “Biraz fevridir ama küçüğünü büyüğünü bilir” Bülent Arınç`ın MÜSİAD`daki bir organizasyon sonrası ağabeyinin de olduğu çay sohbetinde Cumhurbaşkanı için oradaki haziruna, “Biraz fevridir, çabuk sinirlenip atarlanır ama küçüğünü büyüğünü bilir, bize saygıda kusur etmez, ortak akıl ve istişareye önem verir, sözümüzü dinler” tanımlamasını hatırladım. Memleketin dört bir yanında fakir fukaranın hem cebi hem canı yanarken ekonomiden değil, ekonomiyi ve ülkeyi bu duruma getiren aktörlerden, süreçten ve gelecekten bir kesit paylaşmak istedim. 2001 yılında ortalığı kasıp kavuran ekonomik krizin benzeri Arjantin`de de yaşanıyor, halk marketleri yağmalıyordu. Abdullah Gül o günlerde bir sohbette “Arjantin`de yaşanan yağmalama Türkiye`de yaşanmıyorsa bunun sebebi, AKP`nin iktidara geleceği umudu ve inanç temelli yardımlaşma duygusudur.” demişti. Ben de `inançlı insanlar olarak bu umudu da boşa çıkartırsanız, ülkede inanacak ve güvenecek kimse kalmamış olacaktır` demiştim. Pompei`nin son günleri Buenos Aires`teki Retiro`nun virane garında bir duvarın üzerine tebeşirle çiziktirilmiş bir yazıda, “insanlık nereye gittiğini bilmiyor, çünkü artık kimseyi beklemiyor Tanrı`yı bile…” der. Bugün tam da bu noktada gerçekle yüz yüzeyiz. Umarsız ruh hali insanlığın da Türkiye`nin yalın gerçeğidir. Ülkenin ahvalini bazıları Asr-ı Saadet, bir kısmı Muaviye dönemi olarak tanımlarken, ben de `Pompei`nin son günleri` diyorum...


06 Şubat 2016 Cumartesi  03:07

Zaman

Manşet - `Soru hazırlarken artık yargıyı da hesap edeceğiz`


Hocası olduğu dersin final sınavında sorduğu soru sebebiyle yargılanan ve beraat eden Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Barış Ünlü, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Artık ders programını hazırlarken, soru sorarken, okumaları belirlerken medya ve savcılık gibi akademi dışı faktörleri de hesaba kattığını kaydetti. Son bir iki aydır iktidardan gelen tehdit ve hakaretlerin üniversiteleri toplum nazarında itibarsızlaştırdığının altını çizen Ünlü, “Bir yılım gitti. Akademik özgürlük yoğun bir saldırı altında.” diye yakındı. Barış Ünlü, final sınavında, `Abdullah Öcalan`a ait iki metni karşılaştırarak, Kürt sorununun geçirdiği dönüşümü` öğrencilerine sormuştu. `Terör örgütü propagandası yapmak`, `suç ve suçluyu övmek`ten hakkında dava açılmıştı. Beraat kararına sevindiğini ama süreç boyunca çalışmalarına odaklanamadığını belirten Ünlü, üniversitelerin gazete haberleriyle toplumun önüne atıldığını kaydetti. Dava sürecini Zaman`a özetlerken sürecin 1 yıl önce bir sınav sorusuyla başladığını aktardı. AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞE MÜDAHALE Barış Ünlü, “Siyasal Bilgiler Fakültesi`nde belli bir doğallıkla çalışırız. Yani o kurumun içinde yaşarken cesaret gerektiren işler yaptığımızı düşünmüyoruz. Üniversite özerkliği tam da bu durumu olağan kabul edip içselleştirmek anlamına geliyor.” dedi. Ünlü, bir gazetede çıkan haberden sonra işin renginin değiştiğini, vurguladı. “Savcılık bu yalan ve iftira dolu haberin içeriğini ciddiye alıp dava açtı. Savcı rektörlükten, rektörlük de dekanlıktan soruşturma açılmasını istedi. Beraat kararından sonra varsa böyle bir soruşturmanın da kapatılacağını tahmin ediyorum.” ifadelerini kullandı. “Siyasal bilgiler fakültesindeki öğretim üyeleri olarak bundan sonraki derslerde ifade özgürlüğünün ve akademik özgürlüğün ne demek olduğunu anlatacağız.” diyen Ünlü, bağımsız akademisyenler ve özerk üniversitelerin iktidardan gelen çok yoğun bir saldırı altında olduğunu ileri sürdü.


06 Şubat 2016 Cumartesi  03:25

Zaman

Manşet - Bir soru sordum suçlu oldum, bu mu akademik özgürlük?


Hocası olduğu dersin final sınavında sorduğu soru sebebiyle yargılanan ve beraat eden Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Barış Ünlü, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Artık ders programını hazırlarken, soru sorarken, okumaları belirlerken medya ve savcılık gibi akademi dışı faktörleri de hesaba kattığını kaydetti. Son bir iki aydır iktidardan gelen tehdit ve hakaretlerin üniversiteleri toplum nazarında itibarsızlaştırdığının altını çizen Ünlü, “Bir yılım gitti. Akademik özgürlük yoğun bir saldırı altında.” diye yakındı. Barış Ünlü, final sınavında, `Abdullah Öcalan`a ait iki metni karşılaştırarak, Kürt sorununun geçirdiği dönüşümü` öğrencilerine sormuştu. `Terör örgütü propagandası yapmak`, `suç ve suçluyu övmek`ten hakkında dava açılmıştı. Beraat kararına sevindiğini ama süreç boyunca çalışmalarına odaklanamadığını belirten Ünlü, üniversitelerin gazete haberleriyle toplumun önüne atıldığını kaydetti. Dava sürecini Zaman`a özetlerken sürecin 1 yıl önce bir sınav sorusuyla başladığını aktardı. AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞE MÜDAHALE Barış Ünlü, “Siyasal Bilgiler Fakültesi`nde belli bir doğallıkla çalışırız. Yani o kurumun içinde yaşarken cesaret gerektiren işler yaptığımızı düşünmüyoruz. Üniversite özerkliği tam da bu durumu olağan kabul edip içselleştirmek anlamına geliyor.” dedi. Ünlü, bir gazetede çıkan haberden sonra işin renginin değiştiğini, vurguladı. “Savcılık bu yalan ve iftira dolu haberin içeriğini ciddiye alıp dava açtı. Savcı rektörlükten, rektörlük de dekanlıktan soruşturma açılmasını istedi. Beraat kararından sonra varsa böyle bir soruşturmanın da kapatılacağını tahmin ediyorum.” ifadelerini kullandı. “Siyasal bilgiler fakültesindeki öğretim üyeleri olarak bundan sonraki derslerde ifade özgürlüğünün ve akademik özgürlüğün ne demek olduğunu anlatacağız.” diyen Ünlü, bağımsız akademisyenler ve özerk üniversitelerin iktidardan gelen çok yoğun bir saldırı altında olduğunu ileri sürdü.


06 Şubat 2016 Cumartesi  03:07

Radikal

Kültür Sanat - Radikal olmak!


Radikal`de her hafta cumartesi okuyacağın bu köşe, binlerce mil öteden ve Pasifik`e, Polinezya`ya, adaya özgü bir zihin ikliminde yazılacak; Yeni Dünya`dan referanslar içerecek. Sana, `Dünya sadece Türkiye`den ibaret değil, hele Orta Doğu, Avrupa ve Amerika`dan oluşan bir haber haritasından hiç! Dünya çok büyük; bildiğimizden, bize öğretilenden, diretilenden çok daha farklı...` demeye çalışacak.


06 Şubat 2016 Cumartesi  07:35

Hürriyet

Yazarlar - Yedi kardeş tatlısı ve Abdülhamit


Bugünkü tarifim; kendinizin ve çevrenizin renklerini fark etmenizi sağlamak, bunu kutlamak için yapılmış bir tatlı: Refika`nın yedi kardeş tatlısı...


06 Şubat 2016 Cumartesi  02:50

Zaman

Manşet - İsmail Akkol ve Fadik Adıyaman, sahilden 5 kilometre yürüyerek taksiye binmiş


AYDIN Söke İlçesi`nde yakalanan Özdemir Sabancı suikastının sanığı, DHKP-C terör örgütü üyesi İsmail Akkol ve Fadik Adıyaman`ın Türkiye`ye adım attığı bölgedeki ilk görüntüleri ortaya çıktı. Söke Otogarı`nda, geçen 2 Şubat sabahı yakalanan ve Aydın polisindeki işlemlerinin ardından gönderildikleri İstanbul`da tutuklanan İsmail Akkol ve Fadik Adıyaman`ın Yunanistan`dan Türkiye`ye giriş yaptığı bölge ve hareket noktalarıyla ilgili bilgiler kesinleşmeye başladı. Emniyette ve mahkemede susma hakkını kullanan Akkol ve Adıyaman`ın, yakalanana kadar neler yaptıklarının tespiti için Aydın İl Emniyet Müdürlüğü ile Didim İlçe Emniyet Müdürlüğü`nde görevli polislerden özel bir ekip oluşturuldu. Bölgedeki kamera kayıtları tek tek incelendi. Polis yazlık sitelere gidip bekçiler, inşaat işçileri, esnaf, çiftçilerle görüştü. Özel ekipler, bir balıkçının polislere sabah saatlerinde elinde gitar bulunan bir erkek ile çanta bulunan bir kadını, mültecilerin geçiş noktalarından olan Fener Koyu`ndan araziye doğru yürürken gördüğünü söylemesi üzerine bu bölgede yoğunlaşıldı. Çalışmalar sırasında bir yazlık sitenin kamerasından elde edilen görüntüler de balıkçının anlattıklarını doğruladı. Güvenlik kamerası görüntülerinden Akkol ve Adıyaman`ın arazide yaklaşık 5 kilometre yürüyerek saat 07.15 sıralarında Koca Mustafa Caddesi`ne çıktıkları belirlendi. Akkol ve Adıyaman`ın 1.5 saat sonra da Adnan Menderes Bulvarı`ndaki bir marketin önünden taksiye binerek Söke`ye gittikleri ortaya çıktı. Emniyet güçleri, aynı gün saat 02.00 sıralarında sürat teknesiyle koya geldikleri tahmin edilen Akkol ve Adıyaman`ın, burada bir süre dinlendikten sonra yola çıkmak için yürüdüklerini belirtti. Güvenlik kamerası görüntülerinde Akkol ve Adıyaman`ın yanlarında sadece bir gitar kutusu ve bir çantanın bulunduğu dikkati çekerken, yakalandıklarında yanlarında bulunan ısıtıcıyı daha sonra Söke`den aldıkları ortaya çıktı. (DHA)


06 Şubat 2016 Cumartesi  08:46

Zaman

Manşet - Aziz Yıldırım: Türkiye`ye şikeyi getiren Galatasaray`dır


Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Antalya maçının ardından sert konuştu. Yıldırım`ın hedefinde, “Ne şike yaptık ne de 8-10 gol yedik.” diyen Galatasaray`ın Başkanı Dursun Özbek vardı. Yıldırım, “Tarihlerine baksınlar. Onlara 6 attık. Türkiye`ye şikeyi getiren Galatasaray`dır.” ifadesini kullandı. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, 4-2 yenildikleri Antalyaspor karşılaşmasının ardından sert açıklamalarda bulundu. Deneyimli futbol adamının gündeminde, önceki gün bir televizyon programında konuşan Galatasaray Başkanı Dursun Özbek vardı. Yıldırım, kendilerini şikeyle itham eden Sarı-Kırmızılı yöneticiye, “Galatasaray tarihi şikeyle doludur.” şeklinde karşılık verdi. “Ne şike yaptık ne de 8-10 tane gol yedik.” diyen Özbek`e yüklenen Sarı-Lacivertli kulübün bir numaralı ismi şunları dile getirdi: “Milli takım 8 tane yedi, hepimiz üzüldük. Beşiktaş 8 tane yedi, hepimiz üzüldük. Ama Galatasaray başkanı unutmasın, Fenerbahçe onlara 6 tane attı. Onlar tarihlerine baksınlar. Bu ülkeye şikeyi getiren Galatasaray`dır. Malatya`ya giden arabalar, Eskişehir`de alınan kaleciler. Sağa atma, sola at diyen oyuncular... Herhalde yanındakiler söylüyor. Söylediklerini adama yuttururlar. Mahkemeler devam ediyor, bitsin. Ondan sonra ne istiyorsan söylersin. Biz bir şey söyledik mi? Hayır... Galatasaray tarihi şikeyle doludur.`` Yargıtay`ın mahkeme kararını onaylamasının ardından TFF ve UEFA`daki kurumlara dava açacaklarını vurgulayan Yıldırım şunları kaydetti: “Ne dedim, `UEFA çatırdayacak.` dedim. Çatırdadı. Nerede o söylenenler, iddialar?” Yıldırım konuşmasını şöyle sonlandırdı: “O zaman ben Galatasaray başkanı için şunu söylüyorum, bu davayı şike diye savunuyorlarsa demek ki kumpasla bir ilişkileri var demektir. Dava bitmedi. Bitene kadar bekleyeceğiz. Aleyhimize çıkarsa suçlayın bizi ama çıkmazsa özrü dilersiniz.” Antalyaspor mağlubiyeti için oyuncularını eleştiren Yıldırım, “Oyuncularımız zannettiler ki lig bitti. Bu havada geldik, öyle görünce de yenildik. Umarım bundan sonraki maçları kazanırlar.”


06 Şubat 2016 Cumartesi  08:46

Hürriyet

Manşet - Tayvan`da şiddetli deprem


Tayvan`ın güneyi günün erken saatlerinde 6,4 büyüklüğündeki bir depremle sarsıldı. Deprem nedeniyle 2 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.


06 Şubat 2016 Cumartesi  08:29

Sayfa:1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  

genelkurmay dan balyoz açıklaması  1 ocak 2009 hava durumu  4 şubat kumburgaz  17 04 2011  22 şubat 1961 hürriyet gazetesi arsiv  çorlu kaza hab  büyükerşene oyun  13 ekim 2009 atv ana haber bülteni izle  posta gazetesi 15 02 2009 3  dünkü trafik kazası giresun  öteki gündem 18 şubat  7şubat 2009 kanal7mir  boyner denizli çekiliş mini one  09 10 2009 ege tv ana haber izle  6 ekİm 2009 ana haber bültenİ izle  çanakkale çan 11 10 2008 tarfik kazası  kız meslek lisesi  çarşamba günü olan trafiarşivi 26 kasım 2009  tac yeni kampüs inşaatı  t vatan gazetesi kipa çekiliş sonuçları 14 şubat  2405 2009 tarihli yeni asır gazetesi  7 mayis habertürk ga